Dini Hükümler
KIYAS
Kitap,
sünnet ve icmâ’da hükmü bulunmayan bir meseleye,
sebeb benzerliğinden dolayı, bu kaynaklardan
birinde yer alan başka bir meselenin hükmünü
vermektir.
Yani; “Asıl” denilen bir şeyde, kitap ve sünnet
ile sabit olan dini bir hükmü, “Fer’i” denilen
yeni bir şeye, aralarından bulunan müşterek
sebebe dayanarak teşmil etmektir. Böylece
aslında mevcut olan bu müşterek hükmü, müşterek
sebebe binaen, yeni hadise de izhar etmek ve
kapalı olan hükmünü açığa çıkarmaktır. Buna
göre, kıyas ile yeni bir hüküm konulmuş olmaz.
Kıyas ile kur’an ve sünnet tarafından konulmuş,
fakat gizli bir hüküm ortaya çıkarılmış olur.
Başka bir ifadeyle, kıyas ile önceden var olan
bir hüküm keşfedilmiş, izhar edilmiş olur. Bu
bakımdan kıyas, açığa çıkarıcı bir hüccettir.
Halbuki, Kur’an ve sünnet ispat edici bir
hüccettir.
Kıyas ile ilgili bazı örnekler şöyledir;
1-)
Şarap, Kur’an-ı Kerimde yasaklanmıştır. (Maide;
90)
Ancak daha sonraki devirlerde rakı gibi değişik
adlarda içkiler ortaya çıkmıştır.
Bunlar, Kur’anda isim olarak zikredilmez.
Şarabın, sarhoşluk verdiği için yasaklandığı,
üzerinde düşünülünce anlaşılacağı gibi, çeşitli
hadislerde de bu nokta belirtilmiştir.
Bu
yeni içki çeşitlerinin de içeni sarhoş ettiği
belli olunca, şarabın hükmü, ortak nitelik olan
sarhoş etme özelliği yüzünden kıyas yoluyla
diğer alkollü içkilere de şamil olur.
Burada şaraba, “Asıl” denir. Çünkü hakkındaki
dini hüküm; ayet-i kerime ile sabittir.
İçilmesinin haram olması ise;
Şer’i bir delil ile sabit olan dini bir “Hüküm”
dür. İçene sarhoşluk vermesi de bu hükmün illeti
(sebebi) dir.
2-)
Hz. Peygamber (a.s.v) bir Hadis-i şerifte şöyle
buyurmuştur;“Buğdayı buğday ile misli misline
satınız, fazlasına satarsanız, riba olmuş olur.”
(Buhari, Müslim)
Buradan şu neticeye varılır. Bir kile buğdayı,
bir kile buğdayla değiştirebiliriz. Bir kile
buğdayı, iki kile buğday karşılığında
değiştirirsek, bu fazlalık faiz olur ve
haramdır. Acaba bu hüküm pirinçte de var mıdır?
Biz
pirinç hakkında böyle açık bir hüküm
göremiyoruz.
Fakat pirinç ile buğday mukayese edildiği zaman,
buğday kile ile ölçülüp satılır, pirinçte aynı
şekilde kile ile ölçülüp satılır. O halde
pirinçte de fazlalık riba teşkil eder. 3-)
Varis, Murisini öldürdüğü zaman, mirastan mahrum
olur.
Bu
husus; “Katil, mirasçı olamaz” (Tirmizi,
Ebu Davud) hadisi ile sabittir.
Mirastan mahrum olmanın illeti, bir an önce
mirası ele geçirmektir. Peki bir kimse,
kendisine vasiyet edeni öldürünce, vasiyetten
mahrum olur mu?
Bu
meselenin hükmü, nasslarla belirtilmemiştir.
Onun için müçtehidler şöyle demişlerdir; “Miras
ile vasiyet arasındaki mukayese de, varis
murisini öldürünce, mirastan mahrum olur. Çünkü
katil, bu öldürme ile bir an önce mirası ele
geçirmeyi murat etmiştir.
Bu
kimse kendisine vasiyet edeni öldürünce, bir an
önce vasiyet edilen şeyi ele geçirmeyi murat
etmiştir. O halde o da vasiyet edilen şeyden
mahrum olur.”Kıyasın bir delil olduğu ayet ve
hadislerde bildirilmiştir.
Nitekim Allahu Zülcelal bir ayet-i kerime de
şöyle buyurmuştur;
“Ey İman edenler! İhramda iken avlanmayın.
Sizden kim ihramlı iken bir av hayvanını
öldürürse, onun için, öldürdüğü hayvanın dengi
olarak, sizden iki adil kişi tarafından kıymeti
takdir edilmek ve Harem-i şerife gönderilmek
üzere bir kurban cezası vardır.” (Mâide; 95)
Bir
çok hadiste kıyasın dini bir delil olarak kabul
edileceğine işaret eder.
Bunların başında da Muaz bin Cebel (r.a) ile
ilgili şu hadis gelir;
Hz.
Peygamber (a.s.v) Muaz bin Cebel (r.a)’i yemen’e
kadı olarak gönderdiğinde aralarında şöyle bir
konuşma geçti;
Hz.
Peygamber (a.s.v): “Ey Muaz! Sana bir dava
geldiğinde ne ile hükmedeceksin?” diye
sordu.Muaz bin Cebel (r.a);“Allah’ın
kitabıyla” diye cevap verdi.Hz. Peygamber
(a.s.v);“Onda bulamazsan ne ile
hükmedeceksin?” diye sordu.
Muaz bin Cebel (r.a);“Peygamber’in
sünnetiyle” diye cevap verdi.
Hz.
Peygamber (a.s.v);“Ya onda da bulamazsan?”
diye sorunca,Muaz bin Cebel (r.a);“Kendi
kanatimle içtihad ederim” dedi.
Muaz bin Cebel (R.a)’in bu cevabı Hz. Peygamber
(a.s.v)’i çok sevindirdi ve Allah’a hamd ve sena
etti. (Tirmizi)Hz. Ömer (r.a), Vali Ebu Musa el-Eş’ari
(r.a)’ye yazdığı mektupta kıyasın bir delil
olduğunu şöyle ifade etmiştir;
“Ey Ebu Musa! Birbirine benzer şeyleri iyice
tanı ve ona göre meseleleri kıyas et.”Görüldüğü
gibi sahabilerde kıyasa baçvurmuşlar, kitap,
sünnet ve icmâ’da hükmü bulunmayan bir çok
meseleyi kıyasla hükme bağlamışlardır.
Kıyasın dört rüknu vardır;
a-)
Kendisine kıyas yapılan bir asl olması
b-)
Kıyas yapılan fer’i bir mesele olması
c-)
Kıyas yapılan asl’ın hükmünün olması
d-)
Asl’ı ve Fer’i bir araya getiren ortak bir illet
bulunması
Müçtehidin en önemli vazifesi, bu illeti bulup
tespit etmektir. Görüldüğü üzere kıyas, dini
hükümleri doğrudan doğruya ve müstakil olarak
isbat eden Şer’i bir delil olmayıp, kitap ve
sünnet ile sabit olan bir hükmü, müşterek bir
illet vasıtasıyla yeni bir hadise ve mahalde
izhar eden, yani kapalı olan bir hükmü açıklayan
bir delildir.
Sonuç olarak; İslam hukukunda kitap, sünnet ve
icmadan sonra, dördüncü asli delil kıyastır.
Kıyas; İlk üç asli delil gibi kesin bilgi ifade
etmez.
O,
vucub değil, cevaz ifade eder. Buna göre kıyas,
zan bildirir ve yeni bir hüküm isbat etmeyip, üç
delilden biriyle sabit olan ve delili gizli
bulunan hükmü ortaya çıkarır.
Yani kıyas bir çeşit içtihad olduğu için kendi
başına bir hüküm bildirmez. Nass veya icma ile
bildirilen hükmü yeni meseleye nakleder.
Kısaca zannî olmakla birlikte kıyasın hükmü
nakletme (Ta’diye) dir.
Seyda Muhammed Konyevi K.s / Fetvalar |