Tesettür nedir?
Sözlükte; örtünmek, gizlenmek, bir şeyin
arkasında saklanmak anlamlarına gelir. Bir fıkıh
terimi olarak tesettür erkek veya kadının şer'an
örtülmesi gereken yerlerini örtmesidir. Bir
kimsenin örtmesi gereken ve başkasının bakması
haram olan yerlerine “avret yeri” denir.
Sağlam görüşe göre, bir kimse tek başına olduğu
zaman da örtünmelidir. ( Prof. Dr. Hamdi
Döndüren, Delilleriyle Âile İlmihâli, sh: 49-50)
Nitekim “Kimsenin bulunmadığı yerde avret
mahallini örtmek gerekir mi?” sorusuna cevap:
“Avret mahallini örtmek, hem Hakk'ın, hem de
halkın hakkı bulunan bir hususdur. Bu itibarla
kendisinden başka kimsenin bulunmadığı bir yerde
dahî avret mahallinin örtülmesi, sahih olan
kavle göre vâcibtir. Peygamber Efendimiz -sallallâhu
aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şerîflerinde:
“Avret mahallimi, içimdeki elbisemden gizlemek
mümkün olsa elbette ondan bile gizlerdim!..”
buyurmuşlardır. Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-:
“-İnsan avret mahallini açınca yanındaki
melekler utancından yüzlerini çevirirler.”
buyurmaktadır. ( Üç Bin Seçme Fetvâ, Akid
Gazetesi Neşriyâtı, c.2, sh: 116)
“Tesettür, mahlûkât arasında yalnız insana ait
bir keyfiyettir. İnsan, Allâh -celle celâluhû-'nun
lütfettiği insanlık haysiyet, vakar, hayâ ve
ciddiyetini koruyabilmek için örtünmeye
mecburdur. Aksi hâlde bu vasıfları zâyî etmiş
olur. Kendisinin dûnundaki (aşağısındaki)
mahlûkların seviyesine düşer. Toplumda, hayânın
kaybolması, kıyamet alâmetlerinin belli
başlılarındandır. Hadîs-i şerîfte “Haya
imandandır!” (Buhârî, Îman, 3) buyrulur.
Hazret-i Âdem ile Hazret-i Havva vâlidemiz,
cennette başka insanlar olmadığı hâlde
birbirlerinden ve diğer mahlûkâttan hayâ
ettiler, telaş içinde orada mevcut olan
yapraklarla örtünmeye çalıştılar. ( el-A'râf,
22) Bu da gösteriyor ki, maddî olan örtünme ve
onun mânevî bağlantısı olan edeb ve hayâ,
insanoğlunun en mümtaz vasıflarından biridir. (
Osman Nûri Topbaş, Nebîler Silsilesi 1, sh: 116)
Âyet-i kerîmede kadınların örtünmesi
konusunda şöyle buyurulur:
“Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan
sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zînet
yerlerini açmasınlar, bunlardan kendiliğinden
görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini
yakalarının üstüne koysunlar, zînet yerlerini,
kendi kocalarından, kocalarının babalarından,
oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi
erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin
oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından,
kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik
duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz
kadınların gizli yerlerine muttalî olmayan
çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizlemekte
oldukları zînetleri bilinsin diye ayaklarını
yere vurmasınlar. Ey mü'minler! Hepiniz Allah'a
tevbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin,
umduğunuza nîil olursunuz.” (en-Nûr , 31)
Bir başka âyet-i kerîmede:
“Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve
mü'minlerin kadınlarına dış örtülerini üstlerine
giymelerini söyle. Bu onların tanınıp
kendilerine sarkıntılık edilmemesi için daha
uygundur. Allah çok bağışlayıcı ve çok
esirgeyicidir.” (el-Ahzâb, 59)
Bu âyet-i kerîmeler ve diğer islâmî prensipler
göz önünde bulundurulduğunda kadının elbisesinde
şu özellikler aranmaktadır:
1- Bütün bedeni örten bir elbise olmalıdır.
2- İnce ve şeffaf olmamalıdır.
3- Dar olup vücut hatlarını belli etmemelidir.
4- Erkek elbisesine benzememelidir.
5- Elbise süslü olmamalıdır.
6- Gayr-i müslimlerin elbiselerine
benzememelidir. ( Dr. Faruk Beşer, Hanımlara
Özel İlmihal, sh. 253-254)
Elbise konusunda Hazret-i Âişe vâlidemizden
gelen şu ikaz çok dikkat çekicidir:
“Temimoğulları kabilesinden birtakım kadınlar
Hazret-i Âişe'yi ziyârete gelmişti. Üstlerinde
ince giysiler vardı. Hazret-i Âişe kendilerine
şöyle dedi:
“-Eğer siz mü'minler iseniz, bunlar inanmış
hanımların giysileri değildir. Eğer mü'min
değilseniz o zaman durum değişir!..”
Yine Hazret-i Âişe'nin huzuruna ince başörtülü
bir gelin getirilmişti. O şöyle dedi:
“-Nûr sûresine inanan bir kadın bunu
örtünmez!..”
Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-
«giyimi ve hareketleriyle erkeğe benzemeye
çalışan kadına ve kadına benzemeye çalışan
erkeğe» lânet etmiştir.
Tesettürün Farz Kılınmasının Hikmetleri:
l - Fitne kapısını kapamak.
• Nesebi zâyi olmaktan muhâfaza etmek.
• Zevceyi (kadını), zevcine (kocasına) rapt ile
kötü niyetli insanların saldırılarından
kurtarmak.
• Âile müessesesine intizam vermek
• Evlâdın terbiyesine ve dünyanın huzur içinde
îmârına çalışmaktır.
Tesettürün bu hikmetlerinin yanında, sağlık
açısından da faydaları vardır. Nitekim
Alternatif Tıp ve Şifa Sofrası adındaki eserde
şu satırlar bu açıdan dikkat çekicidir:
“…«Mini etek» adlı bir moda akımı vardı.
Kadınlar büyük rağbet gösterdiler. (…) Fakat
kadınlar ve genç kızlar, bu hâlin onların
sıhhatlerini ve rûhî güçlerini alıp götürdüğünü
farketmediler. Bu elbiseleri, soğukta ve
rüzgârda da giydiler. Bu elbiselerin onların
üreme organlarını tahrip ettiğini düşünmediler.
Genç bir kadın tanırdım . (..) Bilhassa soğuk
kış günleri bu elbiselerle dolaşırdı. Birkaç
defa kendisini uyardım. Sıhhatine yazık ettiğini
söyledim. Bana verdiği cevap da aynen şunları
söyledi:
“-Ben gencim, soğuk bana vız gelir!”
Bir müddet sonra genç kadının hastaneye
kaldırıldığını duydum. Rahim iltihabına
yakalanmış, rahimde (kist) oluşmuş ve rahmin
tamamen alınması gerekmişti. Yapılan ameliyatla
rahim alındı, fakat bu durumun ilerde daha
tehlikeli hastalıklara sebep olacağını
biliyordum. İki sene sonra kadın tekrar
hastaneye kaldırıldı. Teşhis kanserdi. Birkaç ay
sonra genç kadın öldü. Yirmi yedi yaşında idi.”
Yazının devamında sağlık açısından nasıl
giyinmek gerektiği de anlatılıyor. Ancak
tesettürde; yukarıda geçen hikmet ve faydalar
dışında asıl gâye, Allah -celle celâlühu-'nun
emrini yerine getirmek ve rızâsını kazanmak
olmalıdır.
Şekil olarak tesettür yeterli midir?
“...İslâm'da tesettür, yani kadının örtünmesi
şarttır. Fakat onun şeklen mestûre (örtülü)
olduğu gibi rûhen de mestûre olması lâzımdır.
Eğer dış kalıp tesettürlü, fakat ruh çıplak yani
gafil ve hoyrat ise, şartların zorladığı veya
nefsin fırsat bulduğu anda o tesettür biter.
Ayrıca kadının örtüsünün altında kadınlık
misyonunu kaybetmemesi lâzımdır. Çünkü kadına
evin tanzimi ve zürriyet emânet edilmiştir. Onun
için her hususta kalbî hayat çok önemlidir.
Tabiî ki, şeklin de kalbî hayatla beraber olması
gerekir.
Bir insan, Allah'ın koyduğu tesettür
hudutlarının dışına çıkamaz; fakat sırf tesettür
de her şey değildir. İlâhî emirlerin yalnız bir
bölümüdür.” ( Osman Nuri Topbaş, İmandan İhsana
Tasavvuf, sh: 56)
Nâmahreme Bakış
İslam dîni, mahrem olmayan kadınlara bakmayı
yasaklamıştır. Zevcesi veya mahremi olmayan (nâmahrem)
kadınlara bilerek bakmak câiz değildir. Kur'ân-ı
Kerim'de:
“Mü'min erkeklere söyle gözlerini sakınsınlar ve
ırzlarını muhafaza etsinler.” (en-Nûr, 30) ve
yine:
“Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan
sakınsınlar, ırzlarını muhafaza etsinler.” (en-Nûr,
31) buyurulmaktadır.
Ancak bir kadın göze rastgele ilişse tekrar
bakmamak şartıyla günah sayılmaz, çünkü bu
irâdenin dışında olur. Peygamberimiz -sallâllâhu
aleyhi ve sellem-, Hazret-i Ali -kerremallâhu
vecheh-'e:
“-Ya Ali, bir kadın gözüne ilişti mi ikinci defa
bakma, birincisi için sana vebal yoktur. Fakat
ikincisinin vebâli vardır.” buyurmuştur.
(Müslim)
Yine Hazret-i Peygamber:
“-Bilerek namahreme bakmak gözün zinâsıdır.”
buyurmuştur. (Buhârî, Müslim; ayrıca bkz: Halil
Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, c.2, sh.
159 )
Peygamber Efendimizin kızı Fâtıma -radıyallâhu
anhâ- buyurdu ki:
“-Kadınlar için ne daha iyidir? (En hayırlısı
nedir?)”
Peygamber Efendimiz de:
“-Hiçbir erkeğin onları görmemesi.” diye cevap
verdi.( İmam-ı Gazali, a.g.e., sh: 197)
İhtilât (Kadın-Erkek Birlikte Durmak)
Tesettürü yaralayan, zedeleyen davranışların en
zararlılarından birisi de kadın-erkek
ihtilâtıdır, yani karışık olarak aynı yerde
bulunmalarıdır.
İmam-ı Gazâlî hazretleri diyor ki:
“Birçok kadınlar için büyük zararlar, erkeklerin
arasında bulunmalarından doğar. Fitne korkusu
olan her yerde kadının gözünü korumak lâzımdır.
Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v) ' in evine
bir kör adam geldi. Hazret-i Âişe ve diğer
hanımları oturuyorlardı, kalkmadılar ve gelen
kimse için:
“-Kördür, bizi görmez!..” dediler. Peygamber
Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdu:
“-Onun gözleri görmüyorsa, sizinkiler de mi
görmüyor?” (İmâm-ı Gazâlî, a.g.e., sh: 197)
İhtilâtın sebeplerinden birisi de iş
yerlerindeki durumdur. Maalesef “...Çağımızda
kadınlarla erkekler arasında sun'î bir eşitlik
yarışı başlatılmıştır. Yaratılıştaki
husûsiyetlere zıt olan bu yarış, hanımlık ve
annelik meziyetlerini za'fa uğratmakta ve âileyi
yaralamaktadır. Hanımların ev tanzimi ve salih
bir nesil yetiştirmek yolunda, evlâdlarının
ahlâkî yapıları ile meşgul olmaları yerine,
hanımlıklarına, müstesnâ fıtratlarına zıd işlere
yönlendirilmeleri, mantık, iz'ân ve îmana
sığmaz. Çünkü âiledeki huzur ve saadet,
kadındaki ve erkekteki istîdatların yerli
yerince kullanılması ve korunmasıyla elde
edilebilir. ( Osman Nûri Topbaş, Muhabbetteki
Sır, sh: 249)
Yazımızı Mûsâ Topbaş -kuddîse sirruh-
hazretlerinin kadın erkek karışık oturmak
mevzûundaki şu sözleri ile bitiriyoruz.
“...Bazı âile reislerinin nazarları insanlara
karşı olduğu için daima onlardan iltifat
beklerler. Meselâ «Komşumuz çok nazik ve
kibardır. Bize karşı da saygılıdırlar, o bize
âilesi ile beraber geldiğinde ayrı olarak
oturursak onu üzmüş oluruz. Hep beraber
oturursak bir sakınca yoktur.» kanaatini
yürütürler.
Böylece ahmakça hareketle, Cenâb-ı Hakk'ın
rızâsını, kulun rızâsına tercih ederler. Böyle
şâibeli kulluk yolunda olanların, tesettürleri,
namazları ve diğer ibâdetleri olsa da semere
alamazlar. Çünkü yarım insandırlar. Yüz tane
yarım insanı toplasanız bir insan etmez. Çünkü
her hareketleri istikrarsızlık içindedir. Bugün
“ak” dediklerine yarın “kara” diyebilirler,
çünkü îman-ı hakîkî kalplerine tam olarak
yerleşmemiştir.
Bunların yapacakları; hatalarını bilip, nâdim
olmak, istiğfar etmek ve sâlihlerin, sâdıkların
peşini bırakmamak ve onların nasihatlerinden
istifâde etmek olmalıdır.” (Sâdık Dânâ,
Altınoluk Sohbetleri 5, sh: 45-46)
Tuba Öztürk Şebnem Kadın ve Aile Dergisi |